9 Temmuz 2010 Cuma

İspanya'nın Puyol'u, Türkiye'nin Barış'ı


Ahtapot Paul’un Roubini’yi kıskandıracak isabetli tahminlerinin yanı sıra İspanya’nın finale çıkmasının başka bir özel anlamı daha var. İlk 11’inde 6 Barcelonalı futbolcu bulunan ve bunların büyük kısmı Katalan kökenli olan İspanyol milli takımı Almanya maçına hazırlandığı sırada İspanyol Anayasa Mahkemesi tartışmalı bir karara imza atmıştı. Karara göre Katalan Anayasası’ndaki birçok haklar ve ulus tanımı törpüleniyor, tek ulusun İspanya olduğu vurgulanıyordu.

Bu gelişmelerden sonra Almanya maçı gelip çatmıştı. Tüm sezon boyunca Katalan bayrağı renginde kaptanlık bandını kolunda taşıyan Katalan Puyol’un altın kafasıyla, Anayasa Mahkemesi’nin deyimiyle “tek ulus” olan İspanya finale çıkıyordu. Eylül’de gerçekleşen Katalunya seçimleri, mahkemenin kararına karşı gerçekleşecek siyasal mücadele bir tarafta, İspanyol milli takımının Katalan oyuncuları sahadaki görevlerini en iyi şekilde yerine getirmekle meşguldü.

İspanya’da mahkemenin son kararı gibi geri adımlar yaşansa da Türkiye’den ileri bir noktada yer alan çoğulculuktan söz etmek mümkün. Sonuçta kafa golünün sahibi Puyol sezon boyunca Katalan marşını söylemeye devam edecek. Ancak geri yönde atılmış adımlara rağmen ilham verici yanları da var İspanya’nın, Türkiye için. Dünkü maçın ardından bir de Cogito’nun son sayısında (Yaz 2010) yer alan Tanıl Bora’nın “Yeşil Kırmızı, Şarkın Yıldızı. “Boş Kale, Qibrak!” başlıklı yazısını da okuyunca en azından futbol açısından İspanya’dan ilham almanın mümkün olduğunu düşündüm.

Mesela neden Diyarbakırlı Barış’ın kafa vuruşuyla Türkiye Dünya Kupası’nda finale çıkmasındı ki? Bu soruya geçerli cevabı veriyor Tanıl Bora’nın yazısı. Diyarbakırspor’ın özellikle 90’lı yıllar sonunda emniyet, valilik, federasyon gibi devlet kurumlarının at koşturdukları bir kurum niteliğine büründüğünü belirtiyor Tanıl Bora. Devlet güdümlü bir takım olmak ile halkın takımı olma kimliği arasında sallanan Diyarbakırspor özellikle devlet güdümlü olduğu yıllarda çevredeki oyuncu potansiyelini kullanamamış ve genç nüfustan faydalanan alt yapısı yetenekler yetiştiren bir kulüp haline gelememiş. Sonunda belki de açılım süreciyle birlikte oynadığı maçlar çok farklı noktalara savrularak devletin bir kenara ittiği bir kulüp olmuş.

Tanıl Bora’nın yazısı Diyarbakırspor ile ilgili olduğu için Bora’nın tespitlerine şunu da eklemek gerekir. Türkiye A milli futbol takımı tarihi boyunca ne kadar çoğulcu oldu? 90’lı yıllarla birlikte Fatih Terim-Mehmet Ağar çizgisinde milliyetçi, rakibine saygı duymayan bir tonda ilerleyen Emre Belözoğlu’nun altın çocuk olarak sunulup kaptanlık veriliği bir milli takımın, Kürt kimliğini öne çıkan bir futbolcuyu seçmesi ve ön plana çıkarması ne kadar beklenebilirdi? Aynı zamanda yine 90’larda ve 2000’lerde tarikatçı geleneğin hakim olduğu bir cemaatçi bir milli takımda çoğulcu bir seçim yapabilir miydi? Yıldıray Baştürk’ün kampta namaz kılmaması karşısında Hakan Şükür’ün yaptığı baskıya yeterli tepkiyi gösteremeyen bir millet olarak Mesut Özil’in Alman milli marşında dua okumasına karşısında sevinç gösteriyoruz. Peki Ermeni bir futbolcunun Türkiye milli takımına seçilip milli marşı okumamasına tepkimiz ne olurdu?

Yine de Terim döneminin sona ermesi bir başlangıç olabilir. Ya da ben öyle umuyorum. Sonuçta dünyaca ünlü teknik adam Hiddink getirilse bile Türkiye milli takımındaki katı milliyetçi kültürün yıkılması zaman alabilir (Bu bağlamda kadrosunda ağırlıklı olarak göçmenleri bulunduran Almanya’nın ve Katalan, Basklı futbolcular bulunan İspanya’nın başarılı olması umut verici bir gelişme). Diğer yandan Güneydoğulu yeteneklerin merkezi olabilecek bir kulübün eksikliği de aşikar. Athletic Bilbao modeli de benimsense Güneydoğu’nun altyapısı güçlü bir kulübü, Türkiye’deki futbol kültürünün çoğulcu bir evreye geçmesinde çok büyük faydaları olacaktır.

Siyasal ve sosyal gerekçeleri bir tarafa sadece futbol düşünüldüğünde bile, kalıcı başarıyı yakalamak için Türkiye futbolunda bu çoğulculuğu yakalamak gerekir. Çünkü dünya futbolunda başarıyı yakalayanlar gösteriyor ki çok kültürlü takımlar gelecekteki standartları belirleyecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder