
Dünyada ekonomi gündeminin bir numaralı maddesi ve hatta kamplaşma konusu devletin bu kriz dönemlerinde teşvik harcamaları mı yapması (stimulus) yoksa kemer mi sıkması (austerity) yönünde. FT gibi saygın bir gazetede birkaç gündür bu konu hararetli bir şekilde tartışılıyor. Martin Wolf, Niall Ferguson, Paul Krugman ve Joseph Stiglitz gibi iktisatçıların bir numaralı tartışma konusu Austerity Stimulus’a karşı!
Tabii en sıcak gündemin bu olması sebebiyle iktisatçılar bu konuda tartışıyor. Ancak bu tartışmaların geçmişi de göz önünde bulundurursak bir tehlikesine değinebiliriz: Bu tartışmalar çerçevesinde devletin rolünün indirgenmesi. Özellikle Austerity savunucularının “devlet elini piyasadan çekmeli” şeklinde sav ortaya atmaları devlet rolünü indirgemede büyük rol oynuyor. Bu sav daha çok ABD’de cumhuriyetçi çay partilerinde yüksek sesle dile getirilse de iktisatçıların da devlet rolünü sadece Stimulus ile eş anlamlı tutmaları büyük hata. Tüketimi artıracak teşvik sağlamayan, kritik sektörleri özel sektöre devreden, bütçede kemer sıkan bir hükümetin ülkesindeki ekonomide “devlet varlığı yoktur” demek yanlış bir yargıya yol açar. Devlet ekonomideki etkinliğini sadece bu görünen yollarla hissettirmez.
Tam da Austerity vs. Stimulus tartışmaları alevlenirken Toplum ve Bilim’in son sayısında Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan’ın “Yerel sanayi ve bugünün Türkiye’sinde iş dünyası” başlıklı makalesini okudum. Makalenin temel tezi AKP döneminde özellikle Anadolu’da yeni zenginlerin ortaya çıkışında devletin ciddi rol oynadığı yönünde. Coğrafi olarak Anadolu şirketleri bir sıçrama yapamasa da makale AKP döneminde birçok yeni zengin ortaya çıktığını vurguluyor, güçlenen iş adamları derneklerinin yapısından bahsediliyor. Daha önemlisi devletin iki araçla iş yapısına, aktörlere nüfuz etmesine dikkat çekiliyor. Birincisi Kamu İhalesi Yasası’nda yapılan değişiklikler, ikincisi de TOKİ’nin genişleyen rolü. Kamu İhale Yasası’nın AKP döneminde 17 kere değiştirildiğine dikkat çeken makale, TOKİ’nin bu yasa dahil birçok konuda muaf ve özerk seviyeye çıkarılmasının altını çiziyor.
Bu makalenin verdiği yakın dönem örnekler de gösteriyor ki devletin rolü “bütçe harcaması yap ya da kemeri sık” ile sınırlı değil. İşte bu noktada önemli olan Türkiye’deki saygın iktisatçıların başta da Austerity taraftarlarının tartışmayı “devletin rolü azaltılmalıdır” noktasında kilitlememeleridir. Geçmişte defalarca tartışma bu noktaya kilitlenmişti. Sonuçta devletin geri döndüğü bir çağda yaşıyoruz ve Bob Jessop’un belirttiği gibi “devletin dönüşü neo-liberalizmin krize refleksidir”. Devletin ekonomiye ve iş dünyasına etkilerinin tüm boyutları ile birlikte ele alınması gerekir.
Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan’ın makalesi bu açıdan umut taşıyor. Bu makalenin kitaplaşacağını da müjdeleyelim. Umarım daha geniş perspektifte neo-liberalizmin devlet müdahalesi tartışmaya açılır. Tüm tartışma İngiliz Maliye Bakanı George Osborune ve meşhur çantasına sıkışmamış olur.
(Dipnot: Yine de Austerity vs Stimulus başlığı altında Financial Times’da ekonomistlerin tartışmasını okumak faydalı.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder