Cumhuriyetin 100. yıl dönümü ekonomik politikalar anlamında bir fetiş yıl olmaya devam ediyor. İlk hedef ihracatçılardan gelmişti “100. yılda 500 milyar dolar” diye. Şimdilerde ise ilk çeyrek büyümenin yüzde 11,7 çıkmasının gazıyla birlikte Türkiye’nin 2023’te dünyanın en büyük on ekonomi arasına girmesi hedefi konuldu. Bunun için de yılda yüzde 8 büyüme gerekiyor diyor uzmanlar.
Tüm bu hedefler bana Prof. Dr. Seyfettin Gürsel ve ekibi tarafından hazırlanan 2004’te TÜSİAD’ın yayınladığı “Türkiye’de İş Gücü Piyasasının Kurumsal Yapısı ve İşsizlik” raporunu hatırlattı. Bu raporda AKP iktidarının ilk yılları da dahil olmak üzere 2001 krizi sonrası büyüme döneminin nasıl aynı oranda istihdam yaratamadığı çarpıcı şekilde yer alıyordu. Kısacası benimsenen büyüme modeli fiiliyatta istihdam sağlayan bir model olmamıştı. Rapor özellikle tarım dışı işsizliğin azaltılması için Türkiye’nin her yıl –evet her yıl- yüzde 6 ile 10 arası büyüme sağlanması gerektiğini, bunun da istihdam dostu bir büyüme stratejisi ile gerçekleştirilmesinin şart olduğunu belirterek bitiyordu. O günden bugüne bakarsak Türkiye bu oranlarda büyüyemediği gibi bazı seneler küçülerek işsizlik oranının artmasını seyretti.
Bugün için de konulan erken 2023 hedeflerinin istihdam düşünülmeden konulmuş balon bir hedef olduğunu düşünüyorum. Tabii ki her şeyden önce istihdam yaratmak için büyüme şart. Ancak son on yıldaki büyümenin ne kadar istihdam sağladığı sonuçlarına bakılarak bu sefer farklı bir rota gerektiği aşikar. Öncelikle önümüzdeki dönem geçtiğimiz 10 yıldan farklı bir karaktere sahip. Gazetelerde haklı olarak “Hans tüketmezse büyüyemeyiz” manşetleri atılıyor. Nitekim Paul Krugman gibi iktisatçılar da yazılarında resesyonun birkaç 10 yıl süren depresyon karakteri alma ihtimalinin yüksekliğine dikkat çekiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin büyümesi AB’deki yavaşlama sonucu önümüzdeki yıllarda iç talep yaratmaya bağlı. Hal böyle olunca hükümetin de istihdam dostu Keynezyen politikaları benimsemek zorunda olacağını söyleyebiliriz, eğer her yıl yüzde 8 büyüme istiyorlarsa tabii.
Dün basına açıklama yapan bakan Mehmet Şimşek “eğer ihracatımız da artsaydı ilk çeyrekte yüzde 18 büyüme gerçekleştirebilirdik” diyor. Bu bence bir rakam seksileştirme taktiği. Yani, elimizde olmayan nedenlerle rekoru kaçırdık bahanesi. Bu yüzden Şimşek’in de özellikle kendisinin Merill Lynch ekonomisti olduğu dönemleri yani AKP’nin ilk dönemini iyi etüt etmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde komik gözükmeden rakam seksileştirmesi yapmak istiyorsa o dönemlerdeki büyümenin nasıl istihdam getirmediğini anlaması şart. Çünkü Şimşek’in iç talebe, günlük dile tercüme edersek harcama yapabilecek iş sahibi ücretli çalışanlara ihtiyacı olacak. Yüzde 20’lerin kıyısından dönen (en son rakam itibariyle yüzde 16,7 olan) tarım dışı işsizliğe değil.
Tarım dışı işsizlik derken bir başka rakam seksileştirme numarasına dikkat çekerek yazımızı bitirelim. Ne zaman işsizlik rakamları açıklansa sadece işsizlik rakamları medyada başvuru noktası alınır. “Elbette ya ne alınacaktı” diyebilirsiniz. Ancak işsizliği yarattığı gerçek olumsuzlukları ölçen en yakın ölçüt tarım dışı işsizlik verileridir. Bu veri tarımsal istihdam dalgalanmalarından bağımsız şekilde, büyümenin ne ölçütlerde istihdam yaratan bir büyüme olduğunu gözler önüne sererken, işsizliğin de aslında sosyal boyutlarını hatırlatır bize. Ayrıca unutmayalım ki işsizliğin yaratacağı sosyal, siyasal çalkantılar daha çok kent işsizliği fenomeninden çıkar.
Bu yüzden hükümet 2023’te tarım dışı işsizliği yüzde 10’un altına düşüreceğim deseydi daha çok dikkate alır ve sevinirdim. Hatta bırakalım 100. yıl fetişizmini, 2015’te, 20’de 30’da, isterse cumhuriyetin 97. ya da 103. yılında, mümkün olan en kısa sürede tarım dışı işsizliğin yüzde 10’un altına düşürülmesi gerekir!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder