25 Temmuz 2010 Pazar

‘Arz yanlı’ bir anayasanın, ‘arz yanlı’ bir iktidar tarafından ‘arz yanlı’ bir paketle değiştirilmesi

Anayasa değişiklik paketinin en önemli maddelerinden biri de toplu iş sözleşmeleri ile ilgili olanı. Şaşırtıcı olan neo liberal görüntüsünden 8 yıllık iktidarı boyunca taviz vermeyen AKP’nin toplu iş sözleşmelerinde görünürde ilerleme kaydettirecek bir değişikliğe imza atması. Öyle ya söz konusu işçi hakları olduğunda AKP’den pek bir ilerleme gördüğümüzü pek söyleyemeyiz. Tekel işçilerinin başına gelenler bunun son örneğiydi.

Peki AKP bu değişiklikle neyi hesaplıyor? Gerçekten Hayek’çi, Reagen-Taetcher çizgisindeki 12 Eylül anayasasına sosyal bir darbe mi vuruyor? Yoksa bu ambalajın yaldızlı bölümlerinden biri mi?

15 gün önce Sabah gazetesinde yer alan bir habere göre değişiklik paketi AB’de bile olmayan haklar getiriyor. İşçiler için grev yasakları daralıyor. Bir kişiye aynı anda birden fazla iş kolunda sendika üyesi olma yolu açılıyor. (Halbuki Sabah'ın yeni sahipleri değil miydi geçtiğimiz yıl sendikalı çalışanının hayatını karartan? Sabah'ın patronları gerçek hayatta bu değişiklik paketini bu haberde yazdığı gibi benimseyecek mi?)

Ancak görünürde böyle yorumlanacak değişiklik paketi maddelerin derine indiğinizde farklı anlamlar içeriyor. Bugün Radikal İki’de Aziz Çelik’in yazısı güzel ve basit bir hukuksal mantığı hatırlatıyor. O ilk ‘Hukuka Giriş’ derslerinde öğrendiğimiz Anayasa- Yasa arasındaki hiyerarşiyi.

Değişiklik paketine göre Anayasa’nın 54’üncü maddesi yedinci fıkrası kaldırılıyor.

“Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.”

Madde kaldırılınca özgürlüklerin de genişlediği, işçilerin siyasi grevin mümkün olduğu düşüncesi elbette akıllara geliyor. Ancak hatırlatalım pakette “İşçi siyasi grev yapabilir” mealine gelebilecek bir fıkra yer almıyor. Hal böyle olunca Hukuka Giriş 101 dersine başvurulması ve bu konuda bir yasa düzenlemesi olup olmadığının incelenmesi gerekiyor. Aziz Çelik AKP’nin geçtiğimiz aylarda hazırladığı zaten kısıtlı olan hakları daha da daraltacak olan sendikal yasa değişiklikleri taslağını yerinde bir şekilde hatırlatıyor. Bu taslağın 31. maddesi şöyle:

“Kanuni grev ve lokavt için aranan koşullar gerçekleşmeden yapılan grev ve lokavt ile siyasi amaçlı grev ve lokavt, genel grev ve lokavt ve dayanışma grev ve lokavt kanun dışıdır. İşyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin yaptırımı uygulanır.”

Daha iyi karşılaştırılması için Anayasa değişiklik paketinin kaldırdığı maddeyi bir kez daha tekrarlıyorum:

“Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.”

Bu iki fıkra arasında kaç fark bulabilirsiniz? Görünen o ki ikisi de emekçilerin perspektifinde hakları kısıtlayan yasakçı maddeler. Anayasa paketi, 1982 Anayasası’ndakini kaldırıyor ama yerine özgürlükçü bir madde koymuyor. Hukuk tekniği Anayasa’da boşluk varsa yasaya bakın diyor. Yasaya bakıyorsunuz, aynı zihniyet korunuyor.

Son kertede bakıldığında AKP’nin esasta “tutarlı” olduğunu söyleyebiliriz. 8 yıllık iktidarında “arz yanlı” bir görüntü çizmiş ve “arz yanlı” bir anayasayı değiştirirken de “arz yanlı” nüvesini korumuş. Tutarsızlık AKP’nin yine paketi sunma biçiminde. “Yasakçı maddeyi kaldırdım” diyip yasakçı yasaları bir bir çıkarmak en hafif ifade ile ayıptır. Ancak son yıllarda AKP’nin diğer konulardaki duruşuna bakınca da şaşırmamak gerek. Açılım başlatıp yine açılımı kökten delecek Terörle Mücadele Kanunu’nda değişikliğe gitmemek, taş atan çocuklarla ilgili değişiklik için referandum tartışmalarını beklemek gibi. Zaten azınlık hakları, kültürel ve etnik haklar değişiklik paketinde olmadığı için bu konulardaki iktidar partisinin zayıflığı aşikar. Sadece işçi hakları penceresinden bakıldığında bile 12 Eylül ruhunun vazgeçilmez nüvelerinden ‘grev statükosu’nun aynen korunduğu görülüyor.

Çalışma hakları perspektifinden fotoğrafa böyle bakınca, çılgınca Hayek, Friedman kitapları basan liberallerin “Evet” oyu vermesi anlaşılır. Sol düşüncedeki insanların oy tercihleri ile ilgili yorum yapmak haddim değil. Ancak bir tehlikeye de dikkat çekmek isterim. Sol düşüncedeki insanların da pakete “Evet” demesinde şöyle bir tehlike var: 8 sene içinde sendikal haklar çerçevesindeki mücadeleler çok az gündeme geldi. Bu Anayasa değişikliğinin sol cenah tarafından da onaylanması ile birlikte bir daha bu konu ortaya çıkmamak üzere raflara terk edilebilir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder