
Ekim 2009
Barış Balcı: Krizin şu aşamasında sizce hangi ülkeler daha çok risk taşıyor?
Paul Collier: En çok riski taşıyan ülkeler, krizden en büyük darbeyi yiyen ülkeler değil, en az hazırlıklı olan ülkeler bana göre. OECD ülkeleri arasında en çok risk taşıyan ülkeler ekonomi zirve noktasındayken bile dikkatsizce bütçe açığı verenler oldu. Buna örnek olarak İngiltere’yi verebiliriz. Fakir ülkeler için ise kalıcı bile olsa emtia balonundan faydalanan ve nükseden kamu harcamalarının geri dönülemez noktaya getiren ülkelerin riski altı olduğunu söyleyebiliriz. Eğer tekrar yükselen kamu harcamalarının, ki bunların bazıları düşük öneme sahip, hızla artmasına izin verilirse, bunları azaltmak politik olarak da zorlaşır. Buradaki tehlike yatırımların azalmasıdır.
BB: Batı ekonomilerin kırılganlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
PC: Bir bakımdan dünyanın daha az kırılgan hale geldiğini söyleyebiliriz. Ekonomik depresyona uzanan küresel finansal şok koordineli kamu aksiyonlarıyla hızlıca önlendi. Geçmişte yalnızca umduğumuz şeyi artık biliyoruz: Artık başka bir bunalım gerçekleşmeyecek çünkü hükümetler zamanında müdahale edebilecek.
BB: İngiltere’nin yanlış bütçe politikalarından bahsettiniz. Sizce bugünlerde doğru bütçe politikaları uygulamak için neler yapılması gerekir?
PC: Kamu hizmetlerine yapılan harcamalar somut olarak, karşılanabilir seviyelere çekilmelidir, ancak sadece harcamaların azaltılması siyasi açıdan sorun yaratabilir. 10 yıl önce İngiliz hükümeti kamu hizmetlerinin temelindeki problemin yetersiz fonlama olduğunu teşhis ederek harcamaları hızlı şekilde artırdı. Bunun sonucu, kamu hizmetlerinin daha kötü yerine getirilmesi oldu. Şimdi kamu sektörünün yeniden organize olması için muazzam bir olanak var. Kamu sektörünün daha etkin performans sağlayarak harcamaları azaltmanın yollarını bulması politik olarak da kabul edilebilir bir model olur. Bunu sağlamak, ideolojik olmayan bir yaklaşımla hizmetlerin en iyi şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. İngiltere’ye yakın ülkelerden bu konuda öğrenmemiz gereken çok şey var
BB: En çok ses getiren kitabınız “Bottom Billion”. Krizde baktığınızda en fakir milyarların durumunda bir değişiklik gözlemliyor musunuz?
PC: Birçok fakir ülke hala krizin etkisinde. Para transferleri ve özel yatırımlar düşüşte. Özel sektör ağır yara aldı. Emtia gelirleri ve yardımlar da düşüş trendinde. Bu darbeleri karşılamak için fakir ülkelerin kamu maliyesinde de ek kaynak yok. Aslında bir bakıma emtia balonun patlaması sağlıklı olu. Hükümetler gelirlerinin dalgalı olabileceğini ve bu gelirlerin tüketim yerine yatırım için kullanılması gerektiğini anlamış oldu.
BB: Fakir ve zenginin arasındaki makası kapamak için hangi politikalar uygulanabilir?
PC: Kalkınma bankalarının bunun için icat edildi. Özel finansman kaynakları kurudu. Dolayısıyla uluslararası kamu finansman kaynakları hayati derecede önemli hale geldi. Dünya Bankası’nın ana borç veren kurumu olan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’nın kaynaklarını fakir ülkelere yatırım için iyi tasarlanmış şekilde kullandırmasını görmek isterim. Fakir ülkelerde sermaye kısıtlı. Eğer ödünç verilen para iyi kullanılırsa geri dönüşümü faizinden daha fazla olabilir. Fakir milyarları yöneten hükümetler önündeki en büyük meydan okuma, bu kaynakları yeni bir borç krizine yol açmak yerine geri dönüşümü olan yatırımlara yönlendirmek olacak.
Paul Collier kimdir?
Oxford Üniversitesi Afrika Ekonomileri Çalışmaları Direktörü Collier, aynı zamanda çok ses getiren, ve George Soros tarafından “en etkileyici kitap” olarak nitelendirilen “The Bottom Billion” kitabının yazarı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder