12 Ocak 2010 Salı

Paul Collier ile mini söyleşi: "Bütçeye dikkat"


Ekim 2009

Barış Balcı: Krizin şu aşamasında sizce hangi ülkeler daha çok risk taşıyor?
Paul Collier: En çok riski taşıyan ülkeler, krizden en büyük darbeyi yiyen ülkeler değil, en az hazırlıklı olan ülkeler bana göre. OECD ülkeleri arasında en çok risk taşıyan ülkeler ekonomi zirve noktasındayken bile dikkatsizce bütçe açığı verenler oldu. Buna örnek olarak İngiltere’yi verebiliriz. Fakir ülkeler için ise kalıcı bile olsa emtia balonundan faydalanan ve nükseden kamu harcamalarının geri dönülemez noktaya getiren ülkelerin riski altı olduğunu söyleyebiliriz. Eğer tekrar yükselen kamu harcamalarının, ki bunların bazıları düşük öneme sahip, hızla artmasına izin verilirse, bunları azaltmak politik olarak da zorlaşır. Buradaki tehlike yatırımların azalmasıdır.

BB: Batı ekonomilerin kırılganlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
PC: Bir bakımdan dünyanın daha az kırılgan hale geldiğini söyleyebiliriz. Ekonomik depresyona uzanan küresel finansal şok koordineli kamu aksiyonlarıyla hızlıca önlendi. Geçmişte yalnızca umduğumuz şeyi artık biliyoruz: Artık başka bir bunalım gerçekleşmeyecek çünkü hükümetler zamanında müdahale edebilecek.

BB: İngiltere’nin yanlış bütçe politikalarından bahsettiniz. Sizce bugünlerde doğru bütçe politikaları uygulamak için neler yapılması gerekir?
PC: Kamu hizmetlerine yapılan harcamalar somut olarak, karşılanabilir seviyelere çekilmelidir, ancak sadece harcamaların azaltılması siyasi açıdan sorun yaratabilir. 10 yıl önce İngiliz hükümeti kamu hizmetlerinin temelindeki problemin yetersiz fonlama olduğunu teşhis ederek harcamaları hızlı şekilde artırdı. Bunun sonucu, kamu hizmetlerinin daha kötü yerine getirilmesi oldu. Şimdi kamu sektörünün yeniden organize olması için muazzam bir olanak var. Kamu sektörünün daha etkin performans sağlayarak harcamaları azaltmanın yollarını bulması politik olarak da kabul edilebilir bir model olur. Bunu sağlamak, ideolojik olmayan bir yaklaşımla hizmetlerin en iyi şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. İngiltere’ye yakın ülkelerden bu konuda öğrenmemiz gereken çok şey var

BB: En çok ses getiren kitabınız “Bottom Billion”. Krizde baktığınızda en fakir milyarların durumunda bir değişiklik gözlemliyor musunuz?
PC: Birçok fakir ülke hala krizin etkisinde. Para transferleri ve özel yatırımlar düşüşte. Özel sektör ağır yara aldı. Emtia gelirleri ve yardımlar da düşüş trendinde. Bu darbeleri karşılamak için fakir ülkelerin kamu maliyesinde de ek kaynak yok. Aslında bir bakıma emtia balonun patlaması sağlıklı olu. Hükümetler gelirlerinin dalgalı olabileceğini ve bu gelirlerin tüketim yerine yatırım için kullanılması gerektiğini anlamış oldu.

BB: Fakir ve zenginin arasındaki makası kapamak için hangi politikalar uygulanabilir?
PC: Kalkınma bankalarının bunun için icat edildi. Özel finansman kaynakları kurudu. Dolayısıyla uluslararası kamu finansman kaynakları hayati derecede önemli hale geldi. Dünya Bankası’nın ana borç veren kurumu olan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’nın kaynaklarını fakir ülkelere yatırım için iyi tasarlanmış şekilde kullandırmasını görmek isterim. Fakir ülkelerde sermaye kısıtlı. Eğer ödünç verilen para iyi kullanılırsa geri dönüşümü faizinden daha fazla olabilir. Fakir milyarları yöneten hükümetler önündeki en büyük meydan okuma, bu kaynakları yeni bir borç krizine yol açmak yerine geri dönüşümü olan yatırımlara yönlendirmek olacak.

Paul Collier kimdir?
Oxford Üniversitesi Afrika Ekonomileri Çalışmaları Direktörü Collier, aynı zamanda çok ses getiren, ve George Soros tarafından “en etkileyici kitap” olarak nitelendirilen “The Bottom Billion” kitabının yazarı.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Niall Ferguson ile mini-söyleşi: "Doların ölümü tartışmaları abartı"

Ekim 2009


Barış Balcı: Krizin ilk zamanlarında “Yeni bankalar yükselmeli” adlı bir makale yazmıştınız. Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeden global banka çıkma ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Niall Ferguson: Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkeden global banka çıkması mümkün. Ancak para birimi önemli bir rol teşkil ediyor. Göreceli olarak istikrarlı bir para birimi olmayan ülkelerin bankalarının global banka olarak yükselmesine pek imkan yok. Ayrıca bu para biriminin uluslararası para akışlarında kullanılmayan bir döviz kuru olması da o ülkenin bankasının küreselleşmesine pek de imkan vermez.


BB: Dünyada bütün ülkelerin merkez bankaları faizleri indirme yarışına girdi. Ancak bazı uzmanlar enflasyon tehlikesinin yakında olduğu görüşünde. Siz özellikle gelişmekte olan ülkeler için enflasyon tehlikesi görüyor musunuz?

NF: Enflasyon tehlikesi somut bir şekilde var. Ancak bu yıl (2009) kendisini göstermeyecek. Gelecek seneye (2010) ise damgasını vurabileceğini düşünüyorum. Özellikle eğer büyük krizde yok olan üretim kapasitesi tekrar canlanırsa enflasyonu yeniden tartışma noktasına gelebiliriz.


BB: Enflasyon demişken tüketimi artıracak tedbirleri nasıl görüyorsunuz? Ekonomileri canlandırmak için yeterli olacak mı?

NF: Tüketiciyi harcamaya yönelten her şey kısa vadede GSYİH’ya pozitif etki yaratacaktır. Ama buradaki soru bu teşviklerin etkisinin ekonomiyi kendi kendine düzeltecek, destekleyecek seviyeye çıkarabilmesinde. Orta vadede bunu yapamazsa, teşviklerin de etkileri giderek azalacaktır. Tüketiciler teşviklerin yarattığı avantajlardan faydalanmak için tüketimlerini gelecekte bir yere kadar taşıyabilirler ancak tüketimlerini zaman geçtikçe azaltacaklar. Dolayısıyla buna biraz geçici bir çözümmüş gibi bakmak gerekiyor.


BB: Krizden sonra yeni bir para standardına ihtiyacımız olduğunu düşünüyor musunuz?

NF: Bana göre doların birinci uluslararası rezerv para olma özelliğini kaybetmesini öngörenler yanılıyor. Doların ölümü tartışmaları biraz fazla abartılıyor. Tüm bu krizde yaşananlara rağmen eğer uluslararası rezerv sisteminde çok büyük değişiklikler olursa şaşırırım.


BB: Türkiye gibi ülkeler için krizin bu aşamasında ve ekonomik iyileşme sırasında hangi tehditleri görüyorsunuz?

NF: Türkiye gibi ülkeler için en önemli tehdit, ticaretin, ihracat ve ithalatın kriz öncesi rakamlarına dönememesi olur. Ayrıca ABD ve diğer büyük ekonomiler arasındaki rekabetçi devalüasyon çabası da Türkiye gibi ülkeler için büyük risk taşıyor.


BB: IMF ve Dünya Bankası’nda gelişmekte olan ülkelerin rolünün artmasını destekliyor musunuz?

NF: Evet, bu kurumlardaki temsil oranı ekonomilerin göreceli önemine göre belirlenmeli. Bana göre G20 bugünlerde bu meseleyi tartışıyor olmalı.


Niall Ferguson kimdir?

Harvard Üniversitesi öğretim üyesi İngiliz tarihçi Ferguson, dünyanın en önemli finans tarihçisi olarak gösteriliyor. Ferguson son olarak adını Krugman’la yaşadığı ve Obama’nın politikalarını tartışan polemik ile duyurmuştu.