21 Ekim 2009 Çarşamba

Ekonomistlere göre Stoke City küme düşecek

Ekonomistlerin spora ilgisi bana oldum olası ilginç gelir. Gün geçmiyor ki ekonomistler olimpiyatlarda hangi ülkenin kaç altın madalya alacağını, ya da GSYH’ya göre kimin Dünya Kupası’nı kazanacağını anlatan bir makale yayınlamasın. Hatta Türkiye’de de spor ekonomisi alanındaki makaleler çoğalıyor. Vakti zamanında Hakan Berument’in 3 büyük takımların sanayi üretimine etkisini anlatan çalışmasını haber yapmış ve bir Beşiktaşlı olarak ‘gururla’ en çok Beşiktaş’ın Avrupa maçlarındaki deplasman galibiyetlerinin sanayi üretimini pozitif etkilediğini yazmıştım. (Son yıllardaki sanayi üretimindeki düşüşün etkisi Beşiktaş’ın deplasman kuraklığı olabilir mi :))

Sözün kısası spor, ekonomistlere verimli ve onlar için eğlenceli bir oyun alanı sunuyor. Ancak ne kadar isabetli analizler yapılıyor tartışılır. İki ekonomist Jean-Baptiste Dherbecourt ve Bastien Drut hangi takımların küme düşeceğine ilişkin, bulundukları bölgenin GSYH’sından işsizlik oranına, teknik direktörün tecrübesinden kulübün milyarderler tarafından yönetilip yönetilmediğine kadar onlarca faktörü değerlendirip model geliştirmişler. Bu modeli 2008-2009 sezonuna uyguladıklarında ise topun “ne kadar yuvarlak” olduğu ortaya çıkmış. Çalışmaya göre İngiltere’den düşmesi en ihtimal dahilinde olan takım Tuncay’ın yeni takımı Stoke City çıkmış. Ancak Stoke geçen seneyi 12. sırada bitirdi. Çalışma West Bromwich’in düşeceğini Birmingham City’nin ise çıkacağını bilirken küme düşme ihtimali Chelsea ile aynı çıkan Newcastle ise küme düşmüştü.

Çalışma Premier League’te geçen seneye uygulandığında aşağıdaki tablo ortaya çıkmış. (Düşme ihtimali 1’e ne kadar yakınsa o kadar fazla olduğu anlamına geliyor.)

Düşme İhtimali - Sezonu Bitirdiği Sıra

Stoke 0,57 12

West Brom 0,49 20

Hull 0,36 17

Wigan 0,27 11

Bolton 0,24 13

Fulham 0,21 7

Portsmouth 0,19 14

Blackburn 0,18 15

Middlesbrough 0,16 19

Sunderland 0,10 16

West Ham 0,06 9

Aston Villa 0,05 6

Everton 0,03 5

Tottenham 0,03 8

Newcastle 0,01 18

Man. City 0,01 10

Chelsea 0,01 3

Liverpool 0,01 2

Arsenal 0,00 4

Man. United 0,00 1

Oluşan bu tablo aslında iddaacılar için bir anlam ifade ediyor. Aynı faktörler bu sezon için uygulansaydı da Stoke City’yi muhtemelen düşmesi en olası takımlar arasında çıkacaktı. Ancak her ne kadar ekonomistler modellemeler geliştirse de topun yuvarlak olduğu (hatta bu haftaki Liverpool Sunderland maçında olduğu gibi başka faktörlerin de yuvarlak olduğu :)) aşikar. "Yok ben ekonomistlere güveniyorum” diyorsanız bu sene Stoke City’nin küme düşmesine paranızı yatırın.

13 Ekim 2009 Salı

"Dünyanın favori Türk bankası" yerine "Dünyanın favori bankası" olmak

The Economist'te finans piyasalarının ve dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin kapak konusu... Kapak ve içerik karamsar... Ancak kapak konusuna verilmiş reklamlar arasında iki tanesi gözden kaçmıyor: Garanti ve İş Bankası...

"Vay be bizim bankalar da koşar adım global banka olma yolunda ilerliyor" dedirtecek şıklıkta hazırlanmış, derginin en iddialı sayfalarında da yerini almış. Garanti'nin ilanında büyük puntolarla "Bankwise" yazarken altında da yurtdışına yönelik slogan tekrar edilmiş "Dünyanın favori Türk bankası".

Slogana diyecek bir şey yok. Başarılı ve dikkat çekici. Peki bankalarımız gerçekten global banka olma yolunda mı ilerliyor? Çok farklı ekolden iki görüş bu sorunun cevabını hayır olarak yanıtlıyor.

Finans tarihinin dünyadaki en yetkin isimlerinden Niall Ferguson ile Turkishtime Ekim sayısı için gerçekleştirdiğim söyleşide "Türk bankalarının global banka seviyesine çıkıp çıkamayacağını" sordum. Ferguson, Türk bankalarının karlılığının etkileyici olduğunu söylese de global banka olabilmenin dünyaca kabul edilmiş bir döviz kurunda işlem yapabilmekten geçtiğini belirtiyor. Bu açıdan Ferguson'a hak vermemek mümkün değil. Nitekim krizde gelişmiş ülkelerdeki bankaların büyük düşüşüne rağmen 2009 The Banker listesinde Türk bankalarının gerilediğini bunun sebebi olarak da liranın dolar karşısında değer kaybının gösterildiğini hatırlıyoruz. Bilançolarındaki assetleri çoğunlukla lira olan bankalarımız döviz kurlarına bağlı durumda olduğu sürece küresel banka hayali kurmak bile gerçekçi gelmiyor.

Öte yandan hangi bankamızın ABD'li bir firmanın sözgelimi Tayvan'da uzun vadeli kredi gerektiren bir doğrudan yatırıma, ya da bir satın alıma finans sağlayabileceğini söyleyebiliriz. Bu konuda gelişmeler olsa da Türk bankaları hala uzun vadeli krediler konusunda dünya bankalarının oldukça gerisinde. Satın alma ve birleşmeleri finanse etmede son senelerde yurtiçindeki operasyonlar dışında uzun vadeli, yapılandırılmış finansmanların Türk bankaları tarafından gerçekleştirildiğine pek rastlamadık.

Sorumuza ikinci cevabı da Marksist bir bakış açısından bulabiliriz. Bankacılık hakkında son aylarda çıkmış en önemli kitabın -Türkiye'de Finans Kaptialinin Dönüşümü ve Banka Reformu- yazarı Derya Güntekin Karakaş daha yapısal sorunlara dikkat çekiyor. Ekspres dergisinde 15 Eylül- 15 Ekim sayısında Selçuk Oktay'ın sorularını yanıtlayan Karataş bankaların sermaye birikim serüvenlerini güzel bir şekilde özetledikten sonra, bankaların holding bünyesinde serpilmesiyle birlikte büyük ölçüde bu holdinglerin çıkarı doğrultusunda strateji gerçekleştirdiklerini vurguluyor. Bankacılık reformunun da etkisiyle, sermaye sağlamak için devlet rantlarından global bankalarla ortaklığa doğru bir kaymaya işaret eden Karataş, güçlü bankaların holding bünyesinde hapsolduğunu ortaya koyuyor. Yabancı sermaye ortaklığı ile Türk bankaları global piyasaları daha yakından tanısa da global operasyonları finanse etme yerine iç piyasaya dışarıdan kredi bulan aracı bir kurum görevini görüyor. Yapı bu olunca da yabancı ortaklıkların global banka olma yolunda çok etkisinin olduğunu söylememiz güç oluyor.

Yine de bu kriz ortamında saygın dergilere reklam verebilmek belli bir gücün göstergesi. Ancak "Dünyanın favori Türk bankası" olmak yerine "Dünyanın favori bankası" olmak yolunda alınacak çok yol var. Başarılı bir örnek için İspanya'daki Santander incelenebilir. Santander'in başarı öyküsü de ayrı bir yazının konusu.