
Bir IMF figürü olarak Anne Krueger'ı tanımayan ve belki de ona kızmayan yoktur. "270 TL asgari ücretle geçinmeniz gerekiyorsa, geçinirsiniz" gibi kendisi için anti popülist, sokaktaki vatandaş için sevimsiz açıklamaları olsa da kendisi Türkiye ekonomisi tarihinde kesinlikle önemli bir yere -hatta Ali Babacan'dan bile önemli bir yere- sahip olduğu söylenebilir.
Ekonominin geleceği IMF-Dünya Bankası toplantılarında tartışıldı. Bu toplantılarda Strauss-Kahn IMF’in değişeceği yönünde ipuçları verdi. Sizce IMF kendini nasıl reforme etmeli?
Reform hakkında konuştukları konulardan biri IMF’nin yönetim yapısı ile ilgiliydi. Daha hızlı büyüyen pazarlara sahip ülkelerin yönetimdeki paylarının artışı konuşuldu. Strauss-Kahn’ın cesaretlendirmek istediği öncelikli reform buydu. Kesin olan şu ki IMF artık daha büyük bir rol alıyor. Ancak bu reformlar IMF’yi değiştirme sezgisi yerine IMF’i geliştirme sezgisi ile gerçekleştiriliyor. Tabii ki G-20 toplantılarında da öngörüldüğü gibi fonun daha proaktif olması ve küresel dengesizlikler söz konusu olduğunda buna karşı daha çok taraflı bir şekilde karşı konulması gerekiyor. Bu reformların ne zaman tamamlanacağı başka bir konu ancak bu reformların gerçekleştirilmesinin pozitif etkileri olacağı kesin.
Çin’de yaptığınız bir konuşmada yaşadığımız son 60 yılı “Fenomen 60 yıl” olarak değerlendirdiniz. Tekrar büyüme temposu yakalamak için bu 60 yıldan nasıl dersler çıkarılabilir?
Bence alınacak ders, açık ticaret sisteminin önemi ve yarattığı değer olmalı. Daha düşük tarife oranlarıyla ticaret gerçekleştiren ülkelerin dünya ekonomisinde ve birbirlerinde yarattığı büyüme oranları dikkate değer. 50’ler, 60’lar ve 70’lerde yakalanan büyüme oranları 19’uncu yüzyıl sonlarında gerçekleşen hızlı büyüme oranlarının bile üstünde gerçekleşti. Büyümenin itici gücü, yeniden yapılanma sonrası hızlı büyüme yaşayan uluslararası ticaret oldu. Gelişmiş endüstriyel ülkelerin ihracatları 50’ler ve 60’larda yüzde 9’larla büyürken 1970’lerde ihracat büyümesi yüzde 20’lere vardı. Bu büyümeleri tetikleyen gümrük engellerinin aşağı çekilmesi oldu.
Bu 60 yılda Türkiye’nin bazı periyotlarda büyüme trendleri yakaladığı görülse de örneğin bir Güney Kore gibi istikrarlı büyüyemediğini görüyoruz. Sizce Türkiye’de neler yanlış yapıldı?
Tabii Güney Kore’nin performansı herkesten daha iyiydi. Bu yüzden kıyaslamanız, kendinizi bir şampiyonla kıyaslamak gibi. Bence sebep üç yerde aranabilir. Birincisi, Güney Kore 1963’ten bugüne makro istikrarı düşük enflasyonla birlikte gerçekleştirmeye çalıştı. 1963’ten beri Güney Kore’de enflasyon yüzde 10’dan yukarıya çıkmadı. İkincisi, gümrük bariyerleri ve tarifeleri... Güney Kore 1960’lardan beri tarifelerini aşağı çekti, dünya ekonomisine entegre oldu. İhracat yapan sektörler Güney Kore’nin büyümesinde önemli rol oynadı. Güney Kore’nin 1960’lardaki ihracatı GSYH’nın yüzde 3’ü iken 1980’lerde bu oran yüzde 38’e çıktı. Ekonomi dışa açılınca tüm ekonomi dönüştü. Üçüncü önemli faktör de koyulan hedefler oldu. Güney Kore’de politik karar vericiler gerçekten büyümeleri gerektiğini tartıştılar. En önemlisi, ekonomi politikası neyin ekonomik büyümeye ne kadar katkı sağlayacağı doğrultusunda kararlaştırıldı. Aynı dönemlerde Türkiye ise önüne başka hedefler koydu. Türkiye’de makroekonomik istikrarsızlık hakim oldu. Ve tabii ki Türkiye içe dönük bir ekonomiyle 1980’lere geldi. Sanırım iki ülke arasındaki ana farklılıklar bunlar.
Dünya ekonomisinde korumacılık hararetli bir tartışma konusu. Çin, ABD ve AB tarafından zaman zaman korumacılıkla suçlanıyor. Korumacılığı azaltmak için örneğin Çin neler yapabilir?
Bence sorun sadece Çin’de değil. Birçok ülke korumacı yaklaşım içinde bulunabiliyor ve korumacılığın zor zamanlarda ekonomilerine yardımcı olacağını düşünüyor. Ekonomik aktivitenin canlanmasıyla birlikte bu eğilimin tersine dönmesini umut edebiliriz. Birçok uzman ise şu anda korumacılığın yükseldiğini ve ileride daha kötü etkileri olabileceğini görüyor. Yapılacak ana şey Doha sürecinin tamamlanması ve bunun için Dünya Ticaret Örgütü’nün daha sık inisiyatif almasıdır. Çin’in ise talep yönünde problemleri var. Taleplerini yeniden dengelemek için bir şeyler yapmaları gerek. Ancak bunların korumacılık aktivitesi olduğunu düşünmüyorum. Daha çok kendi iç ekonomik sorunlarını ilgilendiren bir mesele olduğunu düşünüyorum.
Başta Joseph Stiglitz olmak üzere bazı uzmanlar finansal işlemlere Tobin vergisi getirmeyi önerdi. Siz bu yorum hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle finansal işlemleri vergilendirme tecrübeleri iyi sonuçlanmadığını belirtmek gerekir. İkincisi sorunuzda belirttiğiniz türden bir Tobin vergisi uygulamanız durumunda, bunu tüm finansal işlemlere uygulamanız imkansızdır. Verginin uygulanmadığı vergi cenneti işlemleri olacaktır. Ayrıca finansal işlemlerin kayıt altından çıkmasına yol açmış olursunuz ki bu asla istemeyeceğiniz bir şeydir. Ben açıkçası bu fikre şüphe ile yaklaşıyorum.
ABD 700 milyar doların üzerinde canlandırma paketini hayata geçirdi. Bu türden devlet müdahalelerini nasıl yorumluyorsunuz?
Teşvik paketlerini sonlandıracak gibi gözükmüyorlar. Birçok insan bir ekonomiyi canlandırma paketi gündeme geldiğinde bunların yangına daha çok benzin katacak şekilde geciktiği konusunda endişeleniyor. Herkes bir canlandırma paketinin gerekliliği konusunda hemfikir. Ancak bu paketlerin büyüklüğü ve zamanlaması konusunda fikir ayrılıkları söz konusu. Mevcut paketlerin örneğin bir inşaat sektöründeki müteahhit firmaların yaratması gereken istihdamın sadece yüzde 4’ünü yarattığını gösteren bir araştırma okudum. Canlandırma paketlerinin bugüne kadar bir şeyler başardığını, ancak yeterli olmadığını söyleyebilirim
Kariyeriniz boyunca Türkiye’yi ve Türkiye ekonomisini yakından gözlemleme fırsatı yakaladınız. Türkiye’deki iş dünyasına ne tür tavsiyeler verirsiniz?
Türkiye iş dünyası krizde başarılı oldu. Ve bence ekonomik aktivitelerin canlanması ve ekonomik çevrenin istikrara kavuşması iş adamlarının önünü açacaktır. Sadece kendi sektörlerini düşünüp baskı oluşturmaya daha az konsantre olmalılar. Altyapı, makroekonomik istikrar gibi herkesi ilgilendiren konuların daha fazla üstüne gitmeliler.
Peki önümüzdeki dönemde Türkiye’yi nasıl fırsatlar bekliyor?
Gözlemlediğim kadarıyla Türkiye krizde iyi iş çıkardı. Türkiye’de yakın zamanda ekonomik aktivitenin canlanmasını bekleyebiliriz. Ayrıca dünyanın geri kalanında da canlanma görülebilir. Bu olduğunda Türkiye tekrar hızlı büyüme rakamlarına ulaşabilir. O zaman fırsatlar geçmişte olduğu gibi, gelecekte de olacaktır. Eğer Doha süreci tamamlanırsa, bu dünya ekonomisinin canlanmasına yol açacak, Türkiye için fırsatlar artacak. Umarım bu gerçekleşir.